günlerdir buralara uğramadım. bomboş vaktim varken değil,
genelde işlerim varken böyle şeyleri araya sıkıştırmayı seviyorum çünkü.
seviyorum demeyeyim de, öyle alışmışım. ama tembellik etmedim, bu filme dair ne
yazacağımı biriktirdim hep kafamda. buyurunuz.
marriage story, izlediğim en gerçekçi filmlerden biriydi. bu
kadar az kişiye odaklanmasına rağmen karakterlerin bana iyi geçtiğini
düşünüyorum. özellikle ilk sahnelerdeki detaylar, iki insanın birbirini ne
kadar iyi tanıdığını gayet açık ifade ederek ideal evlilik formülünü veriyordu.
herhalde insan kendini kendinden iyi tanıyan biriyle pekâlâ geçinebilirdi. geçinmeliydi.
filmden bunu bekledim, sonuna kadar bekledim. umduğum bir son değildi açıkçası,
ama hayal kırıklığına uğradığımı da söyleyemem. eksikti sadece. bir şeyler
eksikti. her şey son derece normaldi, buna bozulmuş olabilirim. dedim ya,
realist işte. bir evlilik hikayesi izledik, bir evlilik masalı, evlilik
efsanesi değil.
filmi izlerken açık açık taraf tuttum. erkeğin tarafını
tuttum. bence iki taraf da haklıydı fakat ne bileyim adam bazı şeylerin
farkında değildi ve belki de bu yüzden ona acıdım bilemiyorum. bir de çocuğumuz
var tabii, anneannemiz var, avukatlarımız… hepsi ayrı ayrı üzerlerine düşenin
farkındalar. hepsi ayrı ayrı yaşamak meşgalesinde.
yine filmi anlatma hatasına düşmek istemiyorum, o yüzden
kısa keseceğim. film bana bildiğim bir gerçeği hatırlattı: gerek aşkta (eğer
gerçekten aşk diye bir şey varsa, bu ayrı bir tartışma konusu), gerek
arkadaşlıkta, genel olarak ikili ilişkilerde olay tahammül seviyesinden
ibarettir. karşılıklı tahammül. bir taraf tahammül edememeye başlamışsa geçmiş
olsun. sevgi, saygı, güven bir yana; tahammül bir yana. ama bilinçli bir
tahammül olmamalı bu. adı tahammül olmamalı yani kişi nezdinde. kıyamamak
olmalı, anlamak olmalı, karşı tarafı her şeyin üstünde tutmak olmalı ama
tahammül olmamalı. kişi bunun tahammül olduğunu düşündüğü an tahammül edememeye
başlıyor çünkü. filmde de çiftin arasında gelişen olayların bu doğrultuda
ilerlediğini düşünüyorum. kadın adama tahammül ettiğini anladı ve tahammül
etmeyi reddetti. boşuna yordular, yoruldular ama sanırım çok şey öğrendiler,
çok şey öğrettiler.
tahammül ettiğini anlamak kadar zor bir durum varsa o da
tahammül ediliyor olmaktır herhalde. tahammül edildiğinin farkında olmaktan
bahsetmiyorum bile. büyük yıkım! bilemiyorum. buradan atıp tutmak kolay tabii
ama…
bütün bunların ötesinde, emek verince o tahammül geri
kazanılır diye inanıyorum. inanmak istiyorum. keşke filmde kadınımız o kadar
bencil davranmasaydı, keşke daha çok dinleyip çaba harcasaydı. evliliği
kurtarmaya değer miydi bilmiyorum ama en azından çabalamaya değerdi. mutsuz bir
son değil izlediğimiz bana göre, gayet normal bir son fakat hikaye bambaşka
olabilirdi. olmamış, filmcilerin paşa gönlü böyle istemiş. emeği geçenlerin canı
sağ olsun, daha ne diyeyim?
Ellerine sağlık Mehlikâcığım, çok güzel bir yazı olmuş. Az evvel uzun uzun yazmıştım fakat yorumumum yayınlanmadı, ne yazdığımı unuttum, balık hafızalı birisiyim. Neyse. Derim ki, salt film eleştirisi yapmak yerine kendi duygu ve düşüncelerini aktarmanın biz okuyucular için besleyici olduğu kanaatindeyim. Kaleminin kuvvetli olduğunu zaten biliyoruz :)
YanıtlaSilGelelim filme, ben de aynı sen gibi erkeğin tarafını tutmuş, her ne kadar objektif olmaya çalışsam da tarafgirliğin cazibesine kapılarak, kadının daha çok çaba sarf etmesi gerektiğini düşünmüştüm. Aklım ermemişti. Fakat hayat bu. Bunu deyince rahatlıyor insan. "Başa gelmez"i, "olmaz"ı böyle kabulleniyor. Hayat, diyerek. Sıkıcı belki. Varsın sıkıcı olsun, napalım. Ah, insan ilişkileri. Zor.
Dipnot: Aşk vardır :)
Tekrar , ellerine sağlık. Yazmaya devam et, biz buradayız. Vesselam, seviliyorsun can.
muhatabımın kim olduğunu göremesem de bilemesem de bunları duyduğum için çok şanslı ve mutluyum. düşüncelerim birilerini besler mi beslemez mi bilemiyorum fakat bir şekilde dışa vurulmalılardı, ben bu yolu seçtim. her şey için teşekkür ederim :)
Sil