Ana içeriğe atla

marriage story - noah baumbach


günlerdir buralara uğramadım. bomboş vaktim varken değil, genelde işlerim varken böyle şeyleri araya sıkıştırmayı seviyorum çünkü. seviyorum demeyeyim de, öyle alışmışım. ama tembellik etmedim, bu filme dair ne yazacağımı biriktirdim hep kafamda. buyurunuz.
marriage story, izlediğim en gerçekçi filmlerden biriydi. bu kadar az kişiye odaklanmasına rağmen karakterlerin bana iyi geçtiğini düşünüyorum. özellikle ilk sahnelerdeki detaylar, iki insanın birbirini ne kadar iyi tanıdığını gayet açık ifade ederek ideal evlilik formülünü veriyordu. herhalde insan kendini kendinden iyi tanıyan biriyle pekâlâ geçinebilirdi. geçinmeliydi. filmden bunu bekledim, sonuna kadar bekledim. umduğum bir son değildi açıkçası, ama hayal kırıklığına uğradığımı da söyleyemem. eksikti sadece. bir şeyler eksikti. her şey son derece normaldi, buna bozulmuş olabilirim. dedim ya, realist işte. bir evlilik hikayesi izledik, bir evlilik masalı, evlilik efsanesi değil.
filmi izlerken açık açık taraf tuttum. erkeğin tarafını tuttum. bence iki taraf da haklıydı fakat ne bileyim adam bazı şeylerin farkında değildi ve belki de bu yüzden ona acıdım bilemiyorum. bir de çocuğumuz var tabii, anneannemiz var, avukatlarımız… hepsi ayrı ayrı üzerlerine düşenin farkındalar. hepsi ayrı ayrı yaşamak meşgalesinde.
yine filmi anlatma hatasına düşmek istemiyorum, o yüzden kısa keseceğim. film bana bildiğim bir gerçeği hatırlattı: gerek aşkta (eğer gerçekten aşk diye bir şey varsa, bu ayrı bir tartışma konusu), gerek arkadaşlıkta, genel olarak ikili ilişkilerde olay tahammül seviyesinden ibarettir. karşılıklı tahammül. bir taraf tahammül edememeye başlamışsa geçmiş olsun. sevgi, saygı, güven bir yana; tahammül bir yana. ama bilinçli bir tahammül olmamalı bu. adı tahammül olmamalı yani kişi nezdinde. kıyamamak olmalı, anlamak olmalı, karşı tarafı her şeyin üstünde tutmak olmalı ama tahammül olmamalı. kişi bunun tahammül olduğunu düşündüğü an tahammül edememeye başlıyor çünkü. filmde de çiftin arasında gelişen olayların bu doğrultuda ilerlediğini düşünüyorum. kadın adama tahammül ettiğini anladı ve tahammül etmeyi reddetti. boşuna yordular, yoruldular ama sanırım çok şey öğrendiler, çok şey öğrettiler.
tahammül ettiğini anlamak kadar zor bir durum varsa o da tahammül ediliyor olmaktır herhalde. tahammül edildiğinin farkında olmaktan bahsetmiyorum bile. büyük yıkım! bilemiyorum. buradan atıp tutmak kolay tabii ama…
bütün bunların ötesinde, emek verince o tahammül geri kazanılır diye inanıyorum. inanmak istiyorum. keşke filmde kadınımız o kadar bencil davranmasaydı, keşke daha çok dinleyip çaba harcasaydı. evliliği kurtarmaya değer miydi bilmiyorum ama en azından çabalamaya değerdi. mutsuz bir son değil izlediğimiz bana göre, gayet normal bir son fakat hikaye bambaşka olabilirdi. olmamış, filmcilerin paşa gönlü böyle istemiş. emeği geçenlerin canı sağ olsun, daha ne diyeyim?

Yorumlar

  1. Ellerine sağlık Mehlikâcığım, çok güzel bir yazı olmuş. Az evvel uzun uzun yazmıştım fakat yorumumum yayınlanmadı, ne yazdığımı unuttum, balık hafızalı birisiyim. Neyse. Derim ki, salt film eleştirisi yapmak yerine kendi duygu ve düşüncelerini aktarmanın biz okuyucular için besleyici olduğu kanaatindeyim. Kaleminin kuvvetli olduğunu zaten biliyoruz :)
    Gelelim filme, ben de aynı sen gibi erkeğin tarafını tutmuş, her ne kadar objektif olmaya çalışsam da tarafgirliğin cazibesine kapılarak, kadının daha çok çaba sarf etmesi gerektiğini düşünmüştüm. Aklım ermemişti. Fakat hayat bu. Bunu deyince rahatlıyor insan. "Başa gelmez"i, "olmaz"ı böyle kabulleniyor. Hayat, diyerek. Sıkıcı belki. Varsın sıkıcı olsun, napalım. Ah, insan ilişkileri. Zor.
    Dipnot: Aşk vardır :)
    Tekrar , ellerine sağlık. Yazmaya devam et, biz buradayız. Vesselam, seviliyorsun can.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. muhatabımın kim olduğunu göremesem de bilemesem de bunları duyduğum için çok şanslı ve mutluyum. düşüncelerim birilerini besler mi beslemez mi bilemiyorum fakat bir şekilde dışa vurulmalılardı, ben bu yolu seçtim. her şey için teşekkür ederim :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

eternity and a day - theo angelopoulos

bu hesabı yıllar önce, pandemi döneminin başlarında nefes alabileceğim bir alan oluşturmak niyetiyle kurmuştum. art arda yazılar ekleyip bir müddet de ayakta tutabilmiştim. iki yıldır terk ettiğim bu platforma yine nefes almak niyetiyle dönmeye karar verdim. bu süreçte buraları beş yüz küsur kişi ziyaret etmiş, bu ilgiyi neye borçluyum bilmiyorum ama teşekkür ederim. bu rakamın beni gaza getirdiğini de itiraf etmeliyim. :) uzun zamandır aklımda olan ve sürekli ertelediğim bu yazıyı artık yazacağım. sıradaki filmimiz yunan sinemasının şairi theo angelopoulos’un “sonsuzluk ve bir gün” adlı eseri. filmi bir dersim için akademik kaygılarla izledim, ona rağmen büyülendim. bir süre gözlerimizi duvara dikip düşündüren türden bir büyü bu.  bu film, hatta genel olarak yönetmenin bütün filmleri poetik gerçekliğiyle meşhur olmasına rağmen angelopoulos aslında ülkesinin tarihine ve travmalarına oldukça yer veren bir sanatçı. bunun yanı sıra toplumsal meseleler de belki bağırmadan ama kesinlikl...

it must be heaven - elia suleiman

“ bir orta doğu kara komedisi”. böyle tanımlamış tanımlayıcılar. ben tanımlamalardan bağımsız izlemiştim. izlemeden önce bildiğim tek şey filistin’e dair bir şeyler bulacağımdı. bulmak ve bilmek arasında hatırladım ki filistin bizim garip komşumuzun garip çocuğudur. imgelerden çok etkilendiğimi söylemeliyim ama elbette hepsini tıkır tıkır çözemedim. hatta anladıklarımı yanlış anlamış olmam da epey muhtemel. izlerken çıkar çıkmaz popüler film yorumlama sitelerine göz atmayı düşünmüştüm ama sonra yapmadım. anladığım yanıma kârdır. iyi ki de bakmamışım. o zaman şu an başkasının ağzından konuşuyor olabilirdim. :) film üç yerde geçiyor: filistin, paris, new york. şehirler değişiyor ama adamımız hep aynı duruşla bakıyor olaylara. karakterimiz çok yaşam dolu biri bence ama dışa vurmak konusunda pek becerikli değil. bir çocuk şaşkınlığı hep gözlerine oturmuş. o hayret filmin havasına çok yakışmış. dünyaya bakışı, insanlara, olaylara bakışında hep o hayreti görebiliyoruz. elbette “diğerle...