savaşın çıplak gerçekliği. kan, ceset, kaos, bunalım. zaaf, özlem, cesaret, ölüm.
abartılı muharebe sahnelerinden, bir kahramanı cilalayıp göze sokmaktan uzak, gerek renk gerek grafik olarak görsel şölen sergileyen bir film. bu açılardan bakıldığında mütevazi olduğu kadar iddialı olduğunu düşünüyorum.
filmin görsel boyutlarını ballandıra ballandıra anlatıp baymak istemiyorum, beğendiğimi belirtmekle yetineyim, biraz figüranlara değineyim. genel algımıza paralel olarak figüranları silik, “öylesine” karakterler olarak görmeye alışmışız. o sebepten olsa gerek, figüranların rollerini ciddiye almaları şaşırttı ve hoşuma gitti. o zavallılığı, cephe arkasını “gavur gözüyle” görmek de farklı bir deneyim oldu. her ne kadar tarihî gerçeklikleri çarpıtılmışsa da olayın bu boyutuyla gerçekten hiç ilgilenmiyorum. zaten dosdoğru tarih öğrenmek için dizi/film izlemeyi de hiç mantıklı bulmuyorum. kurgu gerektiren işler her zaman çarpıtır, işin doğası bu.
bir tarafta umarsızlar, bir tarafta heyecanlı delikanlılar. madalya hayalleri kuranların yanında susadığı için aldığı madalyayı bir fransız’la bir şişe şaraba takas edenler. kesilen taze kiraz dalları, ardından nehre serpilmiş çiçekleri… burada “bir ölüp bin dirilme” metaforu olduğunu düşünüyorum. kahramanlarımız blake ve sco kesilmiş kiraz ağaçlarının bulunduğu bölgeden geçerken sco kirazların yok olup gittiğini düşünürken blake ona “her bir tohumdan tekrar büyüyeceklerini” anlatıyor. savaşlarda da henüz hayatının ilkbaharında binlerce gencin “kahramanlar ölür yurdu yaşatmak için” düsturuyla dimdik yürüdüğünü bildiğimiz yahut farz ettiğimiz için bu sahneden böyle bir anlam çıkarttım. belki de yönetmenin böyle bir mesaj verme amacı yoktu ama umrumda mı? asla. :) biz alacağımızı alıp yolumuza bakalım.
bir parantez de gönüllerin sherlock’u benedict amcamıza açalım. oyuncu kadrosunda görünce film boyu nerede karşımıza çıkacak diye bekleyip durduk. sonunda 3-5 dakikalık sahnesiyle hem iki cümlede durumu özetledi, hem de harika aksanından nasiplenmiş olduk. “umut çok tehlikeli bir şey” dedi amcamız. insanlık olarak bunu defalarca tecrübe ettik fakat arada hatırlamanın çok faydası oluyor. rütbesiz onbaşıya bir de küçük bir uyarıda bulunuyor: “savaş ne zaman bitebilir biliyor musun? ancak tek kişi kaldığında.” bunun üzerine sco, üzerindeki emanetten kurtularak film boyunca ağzını açıp tek kelime etmediği ailesine dair bir iki ipucu veriyor bizlere, ve perdeler kapanıyor.
herkesin mutlaka izleyip görmesi gereken bir film olduğunu düşünmüyorum ama beklentimi fazlasıyla karşıladığını söyleyebilirim. aşırı romantik, kahramancı, destansı filmler her ne kadar toplumların yüreğini hoplatsa da derdini böyle sakin ve iddialı bir şekilde anlatan filmlerden yanayım her zaman. teşekkürler batılı abiler, sinemanızın güncel nadir kaliteli örneklerinden birini vermişsiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder